DOĞAL SABUNLAR

Sabunlar hijyen kültürünün önemli bir parçası ve günümüzde birçok insan bu konuda doğal sabunları tercih ediyor. Peki ya doğal sabun nedir? Bu yazıda doğal sabunun ne olduğu, içeriği ve üretimi hakkında bir inceleme bulacaksınız. 

Sabun yapmak zor bir iş değildir fakat kaliteli doğal sabun üretmek ancak yeterli bilgiyle ve deneyimle olur. Sabun yapımını basit bir el becerisi olarak değil, bilimin bir parçası olarak görmek gerekir.  Günümüzde satın aldığı ürünlerin arkasına bakan insan sayısı çok az, durum böyle olunca hijyen için kullanılan basit bir kalıp sabunun içeriğini kimse umursamıyor. Son zamanlarda insanların kafasını kurcalayan bazı soruları içerisinde barındırdığı için, bu yazımızda doğal sabunlar hakkında birkaç noktaya değinildi. 

  1. Doğal Sabun Nedir?

1.2 Doğal Sabun Market Sabunundan Daha mı İyi?

1.3 Market Sabunları ve Cilt

1.4 Doğada Sabun

1.5 Sabun ve Saç Temizliği

     2. Zeytinyağı ve Sabun

2.1 Sodyum Hidroksit ve Sabun

2.2 Gliserin ve Sabun

     3. Saponifikasyon

     4. Tüm El Yapımı Sabunlar Aynı mı?

4.1 Doğal Sabun Satın Alırken Nelere Dikkat Etmeliyim?

4.2 Neden Doğal Sabun Kullanmalıyım?

      5. Evde Sabun Yapmanın Riskleri

Nedir Bu Doğal Sabun?

Doğal sabun dediğimizde aklımıza gelen ilk şey, sabunu oluştururken kullanılan malzemelerin hepsinin doğal yollarla elde edilir olmasıdır. Peki ya doğal sözcüğünün tanımı nedir? Akıl yürütülerek çok basit bir cevap verilebilir. Eğer malzeme bir bitkiyse ya da bitkiden elde ediliyorsa, sebzeyse, mineralse, hayvanlardan elde ediliyorsa (bal ya da süt gibi) o zaman doğaldır. Bu durumda zeytinyağı gibi zeytinden elde edilen bir ürünün sabunda kullanımı saflık ve doğallık açısından uygundur.

Eğer suni olarak laboratuvar ortamında bir ürün elde ediliyor, yani işler doğada var olabilecek bir şekilde yürümüyorsa, bu o ürünün doğal olmadığı anlamına gelir. Laboratuvarda birleştirilerek yapılan sabunlar genellikle “doğal gibi” gösterilir ve “doğal” diye tabir edilen mika minerali ve yine “doğal” adı altında pazarlanmaya çalışan suni kokularla güzelleştirilir. Eğer içeriğindeki maddeler bir bitki değilse ya da bitkiden elde edilmiyorsa, bu sabunları tercih etmemenizde yarar var.

Doğal sabun market sabunundan daha mı iyi?

El yapımı sabunlar, sabun yapım sürecinin bir sonucu olan ve cilde nem veren gliserini içerir ve cildiniz için faydalıdır. Gliserin havadaki nemi cildinize hapsetmenize yardımcı olan bir maddedir. Marketlerden aldığınız sabunlar gliserin içermez, bu yüzden cildinizi kuru bırkır ve tahriş eder. Üstelik gerçek sabun olmadıkları için, içerisinde bulundurdukları deterjanlar cildinizin kendi doğal yağını da yok eder. Fazla köpürsün diye ya da kalıba döküldüğünde daha kalın dursun diye sabunların içine onlarca kimyasal madde eklenmekte. Buna ek olarak, marketlerde satılan sabunların içindeki gliserini çıkarıp losyon ve krem üretiminde kullanıyorlar. Nedeni çok zekice: Üretici bir kalıp sabunda buluşan özellikleri (temizlemek ve nem vermek) iki ayrı ürüne ayırıyor (sabun ve krem), böylece daha fazla para kazanıyor! 

Markette satılan sabun cildime zarar verir mi?

Büyük sabun ve cilt bakımı ürünü üreticileri paraben gibi sentetik koruyucular kullanabiliyor, bu da göğüs kanserine yol açıyor. Sodyum loril sülfat ise sabunun ekstra köpüklü olmasına neden oluyor, ama ne uğruna? Bu madde de hormonlarımızla oynuyor. Bunların kullanımı sadece fabrika sahibinin işine yarıyor, bizim sağlığımıza değil. 

İnsanların sabunlar tarafından ortaya çıktığına inandığı bazı cilt problemleri şunlardır:

  • Hassaslaşan cilt
  • Gül hastalığı
  • Çatlaklar
  • Kronik kuru cilt
  • Kaşıntı ve pullanma
  • Tahriş ve kızarıklık

Yine bu sorunları sabunla çözdüğünü söyleyen insanlar da var ama doğal el yapımı sabunlarla! Hassas bir cildiniz varsa ya da elinizdeki çatlaklardan kurtulamıyorsanız bol yağlı, nemlendiricili bir doğal sabun derdinize derman olabilir. 

Doğada sabun var mıdır?

Ağaçlardan kalıp sabun ya da şişelenmiş sıvı sabun toplayamayacağımız bir gerçek fakat doğada da sabuna benzer bir madde olan saponin içeren bazı bitkiler bulunmakta. Sabun olmasa bile, elinizi ya da kıyafetlerinizi saponinle yıkayabilirsiniz. Örnek verecek olursak avize ağacı kökünü döverseniz temizlik için kullanılabilir bir madde saldığını görürsünüz, aynı şey at kestanesi çekirdeği için de geçerli. Hatta at kestanesini narin kilim ve halıları, kıyafetleri yıkamada kullanabilirsiniz, zira eskiden öyle yapıyorlarmış. 

Mercimek pişirdiyseniz yıkarken oluşan baloncukları görmüşsünüzdür. Yani mercimekte de saponin vardır. Günümüzde hala Hindistan’da mercimek suyunu saç yıkamada kullanıyorlar.

Kısacası doğada sabun olmasa bile sabunun yerine kullanılabilecek maddeler bulunmakta. Peki siz hangisini seçiyorsunuz: Tamamen doğal, nemlendirici bir sabun mu yoksa banyonuza havan ve tokmakla avize ağacı kökü götürmek mi?

Sabunla saçımı yıkayabilir miyim?

Sabunun amacı saç temizliği olmasa bile sabunu şampuan olarak kullanıp başarılı sonuçlar gören insanlar var. Fakat yine de saçınızı sabunla yıkamadan önce göz önünde bulundurmanız gereken birkaç faktör bulunmakta: 

  • Saç uzunluğu
  • Deri hassasiyeti
  • Su kalitesi
  • Teknik
  • Saçın önceden yıkandığı ürün

Vücudunuz yerine saçınızı sabunla yıkamayı tercih ediyorsanız şunu bilmenizde fayda var: Sabun tüm vücudunuzu temizleyebilir ama tüm saçınızı temizleyemez. Özellikle sert su kullanıyorsanız sıkıntı yaşayacaksınızdır çünkü sert sudaki mineraller sabunla etkileşime geçerek saçta temizlenmemiş ve yağlı bir his bırakabilir. 

Bu sorun saçı basit bir asidik çözelti ile durulayarak çözülebilir. 2 yemek kaşığı sirkeyi 1 litre suyla karıştırın ve saçınızı yıkarken yanınıza alın. Sabunlama işlemi bittikten sonra saçınızı sirkeli suyla duruladığınızda tüm kalıntılardan kurtulursunuz. Eğer saçınız uzunsa malzemeleri iki katına çıkarabilirsiniz. Saçınız birbirine dolaşmışsa açma işlemini sirkeli suyla yapmak iyi bir fikir olabilir. Söylediğim 2 yemek kaşığı sirke sadece size rehberlik etmek için, daha fazla ya da daha az kullanabilirsiniz. Daha fazla sirke daha fazla yumuşaklık demek, tabii bir noktaya kadar. Saçınızda asla direkt olarak sirke kullanmayın, çünkü sirke saçınızı sabundan daha da çok kurutacaktır. 

Saçı sirkeli suyla duruladıktan sonra tekrar saf suyla durulayıp durulamamak size kalmış. Bazıları sirkenin kokusundan rahatsız olduğu için iki kez durulamayı tercih ediyor ama sizin içiniz rahat olsun, saçınız kuruduğunda sirke kokusundan eser bile kalmıyor. 

“Peki ne sirkesi kullanacağım?” diyenlere de cevap verelim. Saç yıkamak için genelde elma sirkesi kullanılıyor fakat tüm sirke türleri işe yarayacaktır. Elma sirkesinin saçı çok kuruttuğunu söyleyenler beyaz üzüm sirkesi tercih edebilir. Saç deriniz çok kaşınıyor, saçınız çok kuruyor ve elektrikleniyorsa sirkeli suyun içine bal da ilave edebilirsiniz ama balın suyla tamamen karıştığından emin olun. Bal, sirke kokusunun daha çabuk gitmesine de yardımcı olacaktır. 

Tatlı suda böyle bir sorun görülmeyecektir, saçınızı gönül rahatlığıyla sabunla yıkayıp ardından suyla durulayabilirsiniz. Ama yine de saçınızın nasıl görüneceği ya da sizin saçınızla ilgili nasıl hissedeceğiniz yukarıda belirttiğimiz faktörlere göre olacaktır. 

Saçınızda sabun kullanmadan önce kullandığın madde, bir alışma sürecinden geçmenize neden olabilir. Market şampuanları ve saç kremleri içerisinde bulunan silikondan dolayı saç derisinde tabaka bırakır ve saçınızı sabunla yıkamadan önce bu tabakayı temizlemeniz gerekir. Yukarıda açıkladığımız asitli durulama bu süreçte size yardımcı olabilir ve 1 ila 30 yıkama arası saçınız fazla kuru ya da fazla yağlı olabilir. Merak etmeyin, bunun düzelmesi için ihtiyacınız olan tek şey zaman! 

Bir diğer önemli kısım ise sabunu saçınıza nasıl uyguladığınız, yani tekniğiniz. Sabunu elinizle köpürtüp saç derisine sürebilirsiniz ya da direkt olarak sabun kalıbını saçınızda kullanabilirsiniz. Saçınızın uçlarını sabunlamanıza gerek yok çünkü zaten durularken akan suyla beraber temizlenecektir, saç uçlarını yıkamak saça zarar verebilir ve saçı düğümlendirebilir. 

Umarım “Saçımı sabunla yıkayabilir miyim?” sorunuza cevap almışsınızdır ama şunu aklınızdan çıkarmayın: Sabun saç yıkamaya gelince bazı insanlarda maalesef işe yaramıyor. Ama siz yine de içinde bulunmayan plastikler adına doğal sabunlara bir şans verin derim. 

Zeytinyağı ve Sabun

Günlük hayatta çeşit çeşit yağı farklı amaçlarla kullanmaktayız, bunların arasında hindistan cevizi yağı, tereyağı, argan yağı ve belki de en çok kullanılan yağ çeşidi olan zeytinyağı bulunmakta. Peki nasıl oluyor da yemeklerde kullandığımız, maskeler yaptığımız zeytinyağı katı bir hale gelip günlük temizlik ihtiyacımızı karşılayabilir hale geliyor? Bilmem sizin ne aklınızı kurcalayan bir soru mudur bu fakat cevap hem biraz basit hem de biraz karışık. Hepimiz kimyager değiliz sonuçta. Sıvı bir maddenin katıya dönüşmesi, hatta daha da önemlisi ellerinizi temizleyebileceğiniz bir araca dönüşmesi işlemine saponifikasyon, diğer adıyla sabunlaştırma deniyor. Bu işlemde yağlar sabuna dönüşüyor ama bunun için gerekli olan tek madde o değil, bir de sodyum hidroksit lazım. 

Sodyum Hidroksit ve Sabun

Aklınıza gelen ilk sorunun “Doğal sabunda sodyum hidroksit var mı? Cildime zarar vermez mi bu?” olduğunu az çok tahmin edebiliyorum. İlk sorunun cevabına evet diyeceğim çünkü kimyasal olarak sodyum hidroksit ve sıvı birleşmeden gerçek bir sabun oluşmaz. Bu durumda içerisinde sodyum hidroksit bulundurmayan tüm cilt ya da saç temizlik ürünü sabun değil, deterjandır diyebiliriz. Fakat bu kimyasal değişim sonunda yağ ve sodyum hidroksit birleşerek sabun ve gliserine dönüşüyor. Bu da demek oluyor ki üretimi bitmiş, raflara yerleşmiş bir sabunun içinde sodyum hidroksit yoktur. 

Sabunumun arkasında sodyum hidroksit yazmıyor ama? 

Elinizdeki ürün gerçek bir sabun ise, içerikler kısmında yazmıyor olsa bile sodyum hidroksitle yapılmış olmalıdır. Eğer aşağıdaki içeriklerden biri sabunun arkasında yazıyorsa, sodyum hidroksitle üretilmiş demektir:

Sabunlaştırılmış yağ: sıvı (genellikle su) ve yağların sodyum hidroksitle birleşimi

Sodyum kokoat: hindistan cevizi yağı ve sodyum hidroksitin birleşimi

Sodyum palmat: palmiye yağının ve sodyum hidroksitin birleşimi

Sodyum palm kernelat: hurma yağının ve sodyum hidroksitin birleşimi

Sodyum tallowate: hayvanların iç yağı ve sodyum hidroksitin birleşimi

Sodyum olivat: zeytinyağı ve sodyum hidroksitin birleşimi

Sabun alırken dikkatli olmak gerek çünkü üretici müşteriyi kandırmak için her zaman alternatif kelimeler kullanacaktır. Dermatolojistlerin bile gözünden kaçabilen bu ufak detaylar sabun seçiminde önemli rol oynuyor. Sonuç olarak sabunun arkasında sodyum hidroksit yazmıyor olması, onunla üretilmediği anlamına gelmiyor. 

Peki üreticileri bu kelime oyununa iten neden ne? Görünüşe göre insanlar sodyum hidroksit gibi kimyasal terimlerden korkuyor ve el yapımı sabun yapanlar bile artık bu kelimeyi kullanmak istemiyorlar. Zeytinler ya da çubuk krakerler hakkında ufak bir araştırma yaparsanız, aslında hayatınızın bir bölümünde sodyum hidroksit yemiş olabileceğinizi görürsünüz. O kadar korkunç değilmiş sanki.

Hala aklında sorusu olanlar için bir örnek daha verelim: sodyum suyla temas ettiğinde patlayıcı, klor ise zehirleyici bir gazdır; fakat tepkimeye girdiklerinde her gün tükettiğimiz tuzu oluştururlar. Sabun üretiminde de aynı durum söz konusu: Sodyum hidroksit sabun ve gliserine dönüşüyor. 

Sodyum hidroksitin tarihçesine bakarsak, insanlar bu çözeltiyi ilk kez sabun yapımında kullanılmaya başladığı zaman yağmur suyu ve tahta külünden oluşturmuşlar. Çözeltinin konsantrasyonunu belirlemek için de yumurta metodu kullanılmış: Eğer yumurta batıyorsa kötü, yüzüyorsa iyi bir çözelti elde edilmiş anlamına gelmekteymiş. Bu metot 18. yüzyılın sonlarına dayanmakta ve Fransız kimyager LeBlanc tarafından bulunmuştur. 

Gliserin ve Sabun 

Gliserin el yapımı sabun yapımında ortaya çıkan saponifikasyon sürecinin bir ürünüdür ve doğal olarak oluşur. Tıpkı bal gibi doğal bir nemlendiricidir, nemin cilde hapsolmasına yardımcı olur. El yapımı sabunların içerisinde cildi nemlendirmeye yetip artacak kadar çok gliserin vardır fakat aynı şeyi fabrika üretimi sabunlar için söyleyemeyeceğim çünkü önceden de bahsettiğim gibi sabunların içerisinde doğal olarak bulunan gliserini ayrıştırıp ya farklı nem verici ürünlerin içerisine ekliyorlar ya da tamamen ayrı olarak satıyorlar. 

Saponifikasyon (Sabunlaştırma) Nedir?

Lise yıllarınızdan asit-baz reaksiyonlarını hatırlıyorsunuzdur. Asit ve baz tepkimeye girdiklerinde birbirlerini nötrler ve tuzu oluştururlar. Basitçe özetlemek gerekirse; sabunlaştırma, asit ve bazın kimyasal yollarla tepkimeye girerek “sabun” denilen bir tuz oluşturmasıdır. Bu tepkimenin bazı sodyum hidroksitten, asidi ise yağlardan gelir. Kullanılacak yağ seçilir, ardından sodyum hidroksit ve tercih edilen sıvıyla karıştırılsa moleküller birleşir, saponifikasyon denen kimyasal olay meydana gelir ve bileşenlerinden tamamen farklı bir madde olan sabun oluşur. Sonucunda ise sabunda sodyum hidroksitten eser kalmaz, çünkü yağ ile beraber sabuna ve gliserine dönüşmüştür. Umarım bu bilgi içinizi rahatlatmıştır fakat yine de şunu bilmekte fayda var: sabun formüle edilirken çok uğraşılmamış ise ortaya çıkan sabunda hala sodyum hidroksit bulunabilir. Sabun yapmak düzgün bir kimya, reaksiyon ve süreç bilgisi gerektirir. “Ee, o zaman sıvı sabun nasıl oluyor?” diyenler için de küçük bir bilgi daha: Onu da potasyum hidroksitle yapıyorlar. 

Tüm el yapımı sabunlar aynı mıdır?

Cevap hayır. İlk olarak aklında o nemli ve yumuşak sabunların nasıl sadece yağ ve basit bir çözeltiyle üretildiği sorusu olanları biraz daha aydınlatalım. Sabun yapımı için kimyasal formül oluşturulurken, sodyum hidroksitin tepkimeye girebileceğinden çok daha fazla miktarda yağ eklendiğinde sabunlar daha nemlendirici oluyor. 

El yapımı sabunlara geri dönersek, birçok “el yapımı” olarak geçen sabunun aslında fabrikadan çıkma olduğunu görürüz. Yaptıkları tek şey hazır sabunları eritip içerisine çeşitli bitkiler ve botanik yağlar eklemek oluyor. Yine de hiçbir şey sıfırdan yapılan bir sabunun yerini tutamaz çünkü kullanılan tüm maddelerin tazeliğini, kalitesini ve saflığını bilirsiniz. Böylece yaptığınız tüm kalıp sabunlar kendi içlerinde eşsiz olurlar. 

Bir zamanlar tüm sabunlar elde yapılırmış. O zamanlar süreç şöyle işlemekteydi: Sabun karışımı tamamlandıktan sonra kalıplara dökülüp bir gün boyunca katılaşmaları için beklenir, bir gün boyunca açık havada kurutulur, sonra kalıplar kesilir ve bir ay boyunca mayalanması için beklenir. 

19. yüzyılda sabunun içindeki gliserinin ayrılabileceği keşfedilince her şey bir anda değişti. Hızla büyüyen sanayileşmeyle, üreticiler gliserini ayrıştırıp farklı ürünlerde kullanmaya ya da ayrı olarak satmaya başladı. Örnek verecek olursak gliserin patlayıcıların ve dinamitlerin olmazsa olmaz maddesi ve bu tip ürünlere 20. yüzyılın başında çok fazla rağbet vardı. Gliserinsiz sabun yan ürün olarak üretilmeye, gerçek sabunu taklit etmek için ucuz sentetik maddelerle karıştırılıp, el yapımı sabun üreticilerinin yarışamayacağı fiyatlarla satılmaya başlandı.  

Tüm el yapımı sabunlar aynı olmadığı gibi tüm insanlar da aynı değildir ve bunun nedeni de cildimizin üzerinde yaşayan ekosistemi etkileyen binlerce faktör olmasıdır. Cinsiyet, yaş, etnik köken, mevsimler, nem, rüzgâr, çevre kirliliği, toz, genetik, ilaç kullanımı, yediğimiz içtiğimiz şeyler ve hatta giydiğimiz kumaş bile cildinizin sağlığında ve farklı ürünlere verdiği tepkilerde rol oynayabilir. 

El yapımı sabunlarda neler kullanabilirim?

Sabunlarınızda şifalı ot, tohum, tahıl, çiçek, sebze, meyve ve botanik esans yağları gibi cildinize ve vücut sağlığınıza iyi gelecek maddeler kullanabilirsiniz. Toprakta kullanılan kimyasal böcek ilaçları ve GDO’yu düşünürsek “tamamen” doğal bir sabun yapmak mümkün gibi görünmüyor. Yani saydığımız ürünleri kendinizin yetiştirmesi daha “doğal” bir seçenek olabilir. Ayrıca içerisinde bulunan besin değerini kaybetmemesi açısından organik ve rafine edilmemiş yağların kullanılması tavsiye ediliyor. 

Havuç, salatalık, avokado, elma ve portakal kullanarak sabun yapmak mümkün. Kahve, kakao, domates suyu, baharat ve hatta biradan bile sabun yapabilirsiniz. Küçük detaylar eklemek isterseniz karışıma birkaç adet çiçek yaprağı da ilave edebilirsiniz.

Doğal sabun satın alırken nelere dikkat etmeliyim?

Organik markete girdiniz ya da alışveriş yaparken bir doğal sabun standı gördünüz ve doğal sabun alacaksınız. Aklınızda iki soru var. Birincisi, bu kadar çeşit renk ve koku arasından hangisini seçeceğim? İkincisi ise, doğal sabun kullanmaya başlamak akıllıca bir seçim mi? 

Marketlerde onlarca çeşit, sırf üzerinde bal ya da süt resmi olduğu için “doğal” olduğu iddia edilen sabun var ama eğer yukarıda anlattıklarımı okuduysanız bunun doğru olmadığını biliyor olmanız gerekir. Üzerinde doğal yazan ya da “Doğal sabun bu!” diye satılan her sabun öyle olmak zorunda değil. Yani, yapmanız gereken ilk şey doğruyu söyleyip söylemediklerini bulmak. 

Elinize rastgele gelen ilk sabunu da almamanız lazım. Aşağıda sizin için sabun alırken dikkat etmek gerekenleri sıraladım.  

  • İçinde gliserin bulundurması. Gliserin doğal sabunların nem verici maddesidir, cildinizin yumuşaklığını koruyacaktır. Bazı market sabunlarında da gliserin bulunur ve diğer sabunlardan daha iyi nemlendirirler, tabii fiyatları da bununla doğru oranda artar. 
  • Doğal yağlarla yapılması. Doğal sabun üreticileri palmiye yağından daha çevre dostu olan yağlara yönelirler; shea yağı, hindistan cevizi yağı, kakao yağı, zeytinyağı gibi. Çevre dostu olmalarının yanı sıra bu yağlar cildi yumuşak ve nemli tutmada oldukça başarılılar. 
  • Tamamen doğal olanı alın. %95 doğal olanı değil. Çünkü emin olun o %5’lik kısma koyabilecekleri kadar sentetik madde koyacaklar. O küçük yüzdelik kısımda genelde doğal olmayan yollarla elde edilmiş kokular ve renkler kullanılmakta. 
  • Palmiye yağından uzak durun. Çevreyi önemseyen insanlar palmiye yağı kullanmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirler. Maalesef sabunlarda ve kozmetik ürünlerde sıklıkla kullanılan bir madde palmiye yağı. Eğer bilmiyorsanız açıklayalım, palmiye yağı üretimi doğal yaşam alanlarının, ekosistemlerin ve vahşi doğanın yok olmasına neden oluyor. Direkt ya da dolaylı yollarla birçok yaban hayatta yaşayan canlının sonunun gelmesine yol açıyor. Sabun yapımıyla ilgili bir bilgi daha verelim: Palmiye yağı kullanmanıza hiç mi hiç gerek yok!
  • Raf ömrü. Doğal sabunları çok çabuk bozulduğu için tercih etmiyor olabilirsiniz. Organik sabunlar içerisinde sentetik madde bulundurmadıkları için erimeye mahkumdurlar ve market sabunlarından daha çabuk bozulurlar. Bu yüzden bu sabunları kuru bir yerde, hatta varsa ahşap bir sabun tutucuda muhafaza etmenizi tavsiye ediyoruz. Fakat bu kısa raf ömrü süresinden çıkarmanız gereken tek şey içinde zararlı herhangi bir madde olmadığı olmalıdır. Eğer hem doğal sabun diye satılıp hem de bir yıl raf ömrü süresi biçiliyorsa, elinizde sabun hiç de doğal olmayabilir. Eğer sabunlarınızı daha uzun süre kullanmak istiyorsanız ikiye bölebilirsiniz. Böylece bir yarımını kullanırken diğerini buzdolabında saklayabilirsiniz
  • Vegan olup olmaması. Eğer vegansanız aldığınız doğal sabunun içeriğini kontrol etmeyi unutmayın. Keçi sütlü ve ballı sabun kulağa her ne kadar hoş gelse de, bu tip sabunları almayarak belki de hayvanların yükünü biraz azaltabilirsiniz. 
  • Doğal antiseptikler. Cilt enfeksiyonuyla başınız dertteyse, sabununuzdaki doğal antiseptikler probleminizi çözmenize yardımcı olabilir. Çay ağacı yağı, hindistan cevizi yağı ve okaliptüs yağı içeren sabunlar; antiseptik, mantar önleyici ve antibakteriyel özellikler taşırlar. Bu sabunlar mantar, bakteri, virüs ve enfeksiyona neden olan bakterilerle mücadele etmek için özel olarak üretilmektedir.
  • Düz mü granüllü mü? Hiç düşünmeden düz yüzeyi olan sabunları tercih edebilirsiniz, çünkü granüllü sabunlar her ne kadar göze güzel görünse de tahriş edici olabilirler ve sivilceli ya da egzamalı ciltte kesinlikle kullanılmamalıdır. 
  • Aloe Vera. Aloe Vera inanılmaz bir cilt yenileyicidir. Nemlendirici olmasının yanı sıra güneş yanıklarına da çok iyi gelmektedir. Genelde jel olarak satılsa da sabununuzda bulunuyorsa almayı düşünebilirsiniz. Aloe Vera’nın bir diğer faydası cildinizin pH dengesini korumasıdır. 

Özet geçecek olursak, sabun alırken görüntüsü ya da kokusu aklınızı karıştıran son şey olmalı.  Çabuk eriyeceği için küçük sabunları tercih etmeniz yararınıza olacaktır ama siz yine de son kullanma tarihini de kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Eğer doğal sabunların faydasını açıkça anlatabildiysem umarım bir sonraki alışverişinizde sepetinize eklemeyi unutmazsınız.  

Neden doğal sabun kullanmalıyım?

  • Doğal sabun yapımında kullanılan malzemeler kimyasal olmadığı için herhangi bir cilt kuruluğu ya da tahrişi yaşamazsınız.
  • Cilt tarafından emilip kana karışabilen sentetik maddeler içermez. 
  • Doğal sabunları kokusu çok fark edilmese de market ürünlerinden daha taze kokar. 
  • Sabun yapmayı seven binlerce insan var. Tüm zanaatler gibi sabun üretiminde de üretici yaratıcılığını kullanıyor ve çeşit çeşit cildinize hiçbir zararı dokunmayan sabunlar üretiyorlar. Üstelik bununla da kalmıyorlar, yaptıkları araştırmalar ve sarf ettikleri efor da cabası. 
  • El yapımı sabunlardan asla bıkamazsınız, o kadar çok çeşidi var ki, kahvelisinden tutun yaban mersinlisine kadar! Sabun tariflerinin bir sınırı da yok, ne isterseniz kullanabilirsiniz, unutmayın. Doğal sabun yapan birini bulursanız istediğiniz meyveyi, sebzeyi ya da çiçeği sabununuzda kullanacağından şüpheniz olmasın. Yapmanız gereken tek şey sormak. Sabununuza eklemeniz için birkaç öneri: Kil, cildinizdeki fazla yağı atmanıza ve detoksa yardımcı olur. Meyve suları, çeşitli sütler, peeling için tahıllar ve şifalı otlar da sabununuza renk ve çeşit verecektir. 

Evde sabun yapmanın riskleri

Her ne kadar doğal ve cildiniz için sağlıklı olsa da, el yapımı sabun yapımının bazı riskleri bulunmakta. Sabun yapımının olmazsa olmazı sodyum hidroksiti kullanırken dikkatli olmalısınız çünkü bu madde yakıcıdır ve eğer sıçrarsa gözlerinize ve cildinize zarar verebilir. Solunduğunda ciğerleriniz için zararlıdır ve yutulduğunda ise ölüme neden olur. Bu risk faktörlerini minimuma indirmek için aşağıdaki maddelere dikkat ediniz: 

  1. Sodyum hidroksitle uğraşırken gözlerinizi korumak için mutlaka laboratuvar gözlüğü takın. 
  2. Kollarınızı korumak için uzun kollu giysiler tercih edin.
  3. Sodyum hidroksiti ya da daha katılaşmamış sabunu tutarken plastik eldiven takın çünkü sabunlaşmamış çözelti sodyum hidroksit kadar tehlikelidir. 
  4. Cam ya da plastik araçlar kullanın ve asla metal araçlar kullanmayın. 
  5. Sabun yapımında kullandığınız belli mutfak araçları olsun ve bunları asla yemek yaparken tekrar kullanmayın.
  6. Sodyum hidroksiti suyla karıştırırken çıkan buharı içinize çekmeyin.
  7. Sabun yaptığınız tezgâhı ya da masayı gazeteyle kaplayın ki işiniz bittiğinde toplayıp atması kolay olsun.
  8. Çocukları ya da evcil hayvanları yaklaştırmayın. Sadece dikkat dağıtmakla kalmayıp, bir şeyler yıkıp dökebilirler.
  9. Telefon ya da kapı zili sizi işinizden etmesin. Asla sabununuzu yarım bırakmayın.
  10. Suya yakın bir yerde çalışın ki cildinize temas eden herhangi bir madde olursa yıkayabilesiniz. 
  11. Sodyum hidroksiti suya ekleyin, tam tersini yaparsanız volkanik bir patlama oluşacaktır.

Peki bu riski almaya değer mi?Sabun yapmak tehlikeli olabilir ama araba ya da testere kullanmanın da dezavantajları var. Her türlü tehlikenin farkında olup riskleri en aza indirmek için çaba göstermeliyiz. Yukarıdaki güvenlik önlemlerini takip ederseniz ve sodyum hidroksitle dikkatli uğraşırsanız riski baya bir azaltırsınız. Ödül ne mi? Doğal bir sabun, sağlıklı bir cilt ve yeni bir beceri. 

KOMBUCHA

Telaffuzunda sorun yaşayabilirsiniz ama kombucha yavaş yavaş birçok eve girmeye başladı. Markette, pazarda, kafelerde ya da bir arkadaşınızın dolabında kombucha görmüş ve ne olduğunu merak etmiş olabilirsiniz. Eğer öyleyse doğru yere geldiniz çünkü bu yazıda insanları bilgilendirmeyi görev bildiğimiz muhteşem bir içecek olan kombucha hakkında merak ettiğiniz ve aklınıza takılan tüm detayları bulacaksınız.

  1. Kombucha nedir?

1.1       Ham kombucha nedir?

1.2       Ham kombucha güvenilir mi?

1.3       Kombuchanın nasıl tatlandırıldığı önemli mi?

1.4        Çok fazla çeşit var, farkları neler?

  1. Kombucha mayalama yöntemleri

2.1       Evde kombucha mayalamak

      3.  Fermente yiyecek ve içecekler övdükleri kadar var mı?

            3.1       Kombucha ne zaman bozulur?

      4.  Kombucha vegan mıdır?

4.1       Kombucha glutensiz midir?

4.2       Ketojenik diyet ve kombucha

Kombucha nedir?

İsmi size değişik gelse de kombucha aslında bir çay, ama nasıl bir çay? Kombuchanın oluşumu çay yaprakları ve suyla başlar ama bu çay tıpkı bira, şarap, turşu ya da yoğurt nasıl fermente ediliyorsa öyle fermente edilir. İhtiyacınız olan tek şey bu iş için özel üretilen bakteri ve maya kültürü (bu madde İngilizce’den SCOBY olarak geçmiştir) ve bir de bu özel kültürü doyurmak için birazcık şeker. 

Kombucha son zamanlarda çok yaygınlaştı ve nedenini tahmin etmek çok da zor değil: Harika bir tadı ve sağlığa yararlı binbir türlü özelliği var. Kombucha yüzyıllardır demlenmiş ve içilmiştir fakat yakın zamanda tekrar gündeme gelmesiyle beraber birçok insan için adeta gizemli bir madde olarak görülmektedir. Nedeni ise mayalanma işleminin farklı şekilde yapılabilmesidir. Kombucha geçmişte maalesef sadece belli başlı sağlık marketlerinde bulunmaktaydı fakat artık işler değişti, kombucha bulabileceğiniz ve satın alabileceğiniz yerlerin sayısı arttı. 

Kombucha reklamlanarak satılan diğer içeceklerden farklıdır. Tanımlamaya çalışırsak “sağlığa faydalı, fermente, çok az alkollü, biraz köpüklü, tatlandırılmış siyah ya da yeşil çay” diyebiliriz. Kulağa ilginç geldiğinin farkındayım ama kombucha tam olarak bu. 

Kombuchanın tarihi 2.000 yıl öncesine ve Çin’e dayanmakta. Çin’in ardından demleme kombucha sırasıyla Avrupa, Japonya ve sonra da Birleşmiş Devletlere kadar yayıldı. Her ne kadar basit bir mayalama işlemi olsa da, imalatçılar yüklü miktarda üretimi ve müşterinin damak tadını da göz önünde bulundurarak yeni tarifler ürettiler. 

Kombucha çaydan üretilir, evet, ama daha önce içtiğiniz hiçbir şeye benzemez. Fermente edildiğinden dolayı hafif gazlı ve köpüklüdür, hatta biraz da karbonat tadı alabilirsiniz ama bu tat içerisinde ne olduğunu bilmediğimiz kola gibi gazlı içeceklerden aldığımız karbonat tadından daha azdır. Kombuchada biraz da sirkemsi bir ekşilik vardır ve tüm ağzınıza yayılır bu tat. Bazı üreticiler bu sirkemsi tadı tatlandırıcılarla kapatmaya çalışırken bazıları da bu iş için meyveleri kullanır. Sonucunda ise biraz sirkemsi, biraz tatlı, biraz gazlı, tadına doyamayacağınız bir içecek ortaya çıkar. 

Fermantasyon sürecinde ortaya çıkan canlı kültürler ancak mikroskopla görülebilir ama o kadar küçük olduklarına bakmayın, oldukça büyük bir tartışmanın nedeni de yine onlar. Bu aktif kültürlerin destekçileri, kombuchanın bağırsak rahatsızlıklarından cilde kadar yararı olduğunu söyleseler de, karşı tarafı pek ikna edebilmiş gibi görünmüyorlar. Kuşkucu taraf bu yararların kültür bakterileri tarafından sağlandığını kabul ediyorlar fakat insan sindirim sistemine faydalı olup olmayacağı konusunda hala kafaları karışık gibi.  

Ham kombucha nedir?

Tüm kombuchalar aynı şekilde üretilmez ve bazıları ham olarak satılır. “Tamam ama ham kombucha ne anlama geliyor?” diyenlere hemen cevap verelim. 

Daha önce de söylediğimiz gibi kombucha belli bakteri ve mayalarla beraber şekerle fermente edilen bir çaydır. Fermantasyonla üretilen diğer içecekler -şarap ve bira mesela- gibi kombucha da hafif köpüklü, biraz sirkemsi ve az biraz da tatlı bir içecektir. Bu basit tarifin tarihi antik Çin’e dayanır fakat günümüzde imalatçıların çeşitli beklentileri karşılamak ve para kazanmak için değiştirdikleri özelliklerin her biri kombuchanın ham olup olmadığını belirlemede önemli rol oynar. 

Çiğ yiyecekleri düşündüğümüzde aklımıza biftek ve sushi gibi yemekler gelir. Bu yiyeceklerin çok lezzetli olduğu aşikar ve insanlar bunların daha iyisini yiyebilmek için cüzdanlarından hiç kısmıyorlar. Peki ya ham kombucha da aynı özelliklere sahip midir? Tam olarak nedir ve güvenilir midir? 

Kombuchanın ham olarak sınıflandırılabilmesi için belirli bir sıcaklıkta fermente edilmesi gerekir. Son zamanlarda herkesin dikkatli olması gerektiği gıda zehirlenmelerinden dolayı, imalatçıların çoğu kombuchanın içerisindeki zararlı bakterileri öldürebilmek için pastorize işlemi uygulamaktadırlar. Bu süreç bizim iyiliğimiz için olsa da kombuchanın içerisindeki yararlı bakterileri, yani probiyotikleri de öldürür. Bununla kalsa iyi, üstelik vitamin ve mineraller de probiyotiklerle birlikte yok olur.

Kombucha pastörize edildiğinde, yani yüksek sıcaklıklarda fermente edildiğinde, ham olarak sınıflandırılamaz. Satıcılar, tüketicilerin kombuchayı asıl tüketme amaçlarının içerisinde bulundurduğu probiyotikler olduğunu fark ettiklerinden, fermente sürecinin ardından yapay probiyotik eklemeye başladılar. Bu ekstra eklenen maddeler ne doğaldır ne de ham kombuchanın içindeki yararlı bakterilerle aynı özelliklere sahiptir. 

Bize göre geleneksel yöntem en iyisi fakat zararlı bakterilerin mayalama sürecine bulaşmamalarını sağlamak dikkat ve özen gerektiriyor. Kulağa çok zor bir olaymış gibi geliyor ama inanın bu uğraş elde ettiğiniz sonuca değecektir. 

Ham kombucha güvenilir mi?

Yoğurt ve kefir nasıl tüketim için uygunsa ham kombucha da uygundur. Fakat hamileyseniz doktorlar ekstra önlemin bir zararı olmadığını söyleyecek ve pastörize edilmemiş yiyecek ve içeceklerden uzak durmanızı önerecektir. Ham kombuchada zararlı bakteri bulunma olasılığı çok az olsa da siz yine de hamileyseniz doktorunuzu dinleyin çünkü gerçekten ekstra önlemin kimseye zararı olmaz.

Ham kombuchada doğal yollarla oluşmuş binlerce yararlı bakteri bulunmaktadır. Pastörize kombucha ham değildir. Geleneksel mayalama yöntemleriyle elde edilmiş yararlı bakterileri içerisinde bulunduran bir kombucha içmek istiyorsanız, sadece şişenin arkasındaki içindekiler kısmına bakmak yerine üreticiyi arayıp ya da web sitelerini ziyaret edip kombuchanızın ham olup olmadığını öğrenebilirsiniz. 

Çok fazla çeşit var, farkları neler?

Evet; tıpkı kola, gazoz ve soda gibi kombuchanın da birçok çeşidi ve markası bulunmakta. Her ne kadar aralarında çok fazla fark varmış gibi görünse de bu farklar aslında aşağıdaki maddelere indirgeniyor:

Tat:Kombucha nasıl yapılmış ya da bunun içine ne konulmuş diye sormadan önce tadını sevip sevmediğinize kadar vermeniz lazım ki bu muhteşem içeceğin sayısız faydasından yararlanabilesiniz. Sizin hoşunuza giden kombucha tadını bulmak için farklı çeşitler deneyebilirsiniz.

Malzemeler:Eğer kombuchanızın içinde ne olduğunu merak ediyorsanız içeriğini okuyun. Aldığınız yiyeceklerin içinde ne olduğunu önemsediğiniz kadar kombuchanın içinde de ne olduğunu önemsemenizi tavsiye ederim. Yüksek kalite malzemeler yüksek kalite mayalanma, yani başarılı bir kombucha demektir. 

Şeker: Eğer beslenme planınızda şeker kullanımına dikkat ediyorsanız kombucha satın alırken şeker içeriğine de bir göz atmanız diyetiniz için yararlı olacaktır. Dört gram şekerin bir çay kaşığı şekere denk geldiğini unutmayın. Yine de tüm şekerler aynı değildir, bu yüzden içerik kısmında şekerinizin meyvelerden mi geldiğine yoksa yapay yollarla mı elde edildiğine bakın. 

Sizin için ufak ama önemli birkaç bilgi daha vermek istiyorum: Kombuchanızı asla sallamayın! Eğer şişenin dibinde tortu görürseniz de içiniz rahat olsun, onlara yararlı bakteriler neden oluyor. Kombucha şişeden içildiğinde en güzel tadı verir ama siz yine de kokteyllerinize ve diğer tariflerinize tat vermek için kullanabilirsiniz. Bu fermente çay çok amaçlı bir içecektir; diğer içeceklerle karıştırabilir, smoothienize ekleyebilir, hatta gizli kek tariflerinizin kahramanı yapabilirsiniz.

Kombuchanın nasıl tatlandırıldığı önemli mi?

Üreticilerin kullandığı bir diğer kestirme yol ise fermantasyon sürecinden sonra kombuchayı tatlandırmaktır. Ürünü daha da güzelleştirmek için tatlandırıcılar ve çeşniler eklemektedirler. Bu tatlandırıcılar arasında şeker kamışı, fruktoz, meyve konsantresi ve suni tatlandırıcılar yer almakta. İmalatçıların en çok tercih ettikleri yöntem yapay maddeler ve şekerli meyve sularıdır ama bu şekilde fazladan kalori eklemek ve bu kadar doğal bir olayı yapay maddelerle bozmak kombuchanın doğasına aykırı.  

Kombucha mayalama yöntemleri

Asıl Yöntem:Kombucha çaydan gelir. Belirli bakteri ve mayalarla beraber şeker de eklenirse fermente süreci başlar. Karışım mayalandıkça karbonhidrat alkole dönüşmeye başlar ve kombuchaya o kendine özgü keskin tadını ve köpüğünü verir. Mayalama ustaları karışımın sıcaklığını belirli bir seviyede tutarlar ki kombuchayı oluşturan bakteriler ölmesin. Bakteriler bu süreçte fermente çayın içindeki probiyotiklerin oluşmasına neden olurlar ve kombuchaya “ham”lık verirler. Fermantasyon sürecinde, marketlerde probiyotik ek besin olarak uçuk fiyatlara satılan birçok ürünün içinde bile bulunmayan sayısız yararlı bakteri kolonileri oluşur. 

Bu noktadan sonra işin ustası olan Çinliler çaylarına tatlandırıcı eklemişler mi eklememişler mi bilinmez ama bazıları kombuchanın içinde hiçbir tatlandırıcı eklememekten yana. Bilinen en eski tatlandırma yöntemleri arasında çay mayalanırken şifalı ot ve meyve eklemek var ve bu şekilde katkı maddesi olmadan kombucha daha derin ve ferah bir tada sahip oluyor. 

Alternatifler:Tüm kombuchalar geleneksel yöntemle mayalanmaz. Bazı imalatçılar kombuchanın içerisinde bulunabilecek dışarıdan gelmiş kötü bakterileri öldürmek için daha yüksek bir ısıda mayalarlar ve maalesef bu şekilde içerisindeki yararlı bakterileri de öldürürler. Bazı üreticiler de kombucha içicilerinin beklediği probiyotik seviyesini karşılayabilmek için mayalanma sürecine ekstradan hazır probiyotik eklerler. 

Bu işlemden sonra tatlandırıcılar eklenir. Bazı üreticiler kombuchayı fermantasyon sürecinden sonra meyve suları, konsantreler, tatlandırıcılar, korucular, gıda boyaları ve yapay maddelerle tatlandırmayı tercih ediyorlar. Bu şekilde üretilen kombucha bazılarının hoşuna gitse de geleneksel fermente çayla hiçbir alakaları olmamakla beraber sağlığa da hiçbir yararları yoktur. 

Evde kombucha mayalamak

İnsanlar kombucha bulunduğundan beri evlerinde mayalama işlemini gerçekleştiriyorlar fakat bu çok titiz bir süreçtir ve bilgi gerektirir. Kombucha mayalama işleminin ilk adımı, kombucha fermantesini başlatacak madde olan SCOBY’i (bakteri ve maya kültürü) temin etmektir. 

Kombucha mayalarken ihtiyacınız olan aletler cam kavanoz, filtre, konserve kavanoz halkası ve termometredir. Saf su, beyaz şeker, çay, damıtılmış beyaz üzüm sirkesi ve doğru oranda SCOBY de bir sonraki adımda işimize yarayacak. Mayalama süreci bittikten sonra karışım demlenmesi için 30 gün boyunca dinlendirilir. Kombuchayı ne kadar uzun süre fermente ederseniz sirkemsi sert tadı o kadar çok alırsınız. İşlem tamamlandığında tatlandırıcılar eklenebilir. 

Evde mayalama yapmanın tek riski zararlı bakterilerdir. Eğer kullandığınız malzemelerden ya da araçlardan herhangi biri sterilize edilmemişse zararlı bakterilere ev sahipliği yapacaktır.  Mutfağınızı sterilize etmek söylendiği kadar kolay olmayacaktır çünkü yapılan araştırmalara göre sıradan bir mutfakta tuvalete göre daha çok bakteri bulunmakta.

Kombucha mayalamak sevgi işidir. Eğer bu sürece ayıracak vaktiniz, sabrınız, bilginiz ve güvenlik ekipmanınız yoksa işi profesyonellere bırakmanızı tavsiye ederim. Marketlerde çeşit çeşit tatta ve binlerce faydalı özelliğiyle sizi bekleyen muhteşem kombuchalar var, unutmayın. 

Fermente yiyecek ve içecekler övdükleri kadar var mı?

Eskiden fermente içecekleri sadece özel sağlık marketlerinde görürdük ama artık her yerdeler. Sırf fermente yiyecek ve içecek üreten restoranlar açılıyorken insan merak ediyor: Nedir bu fermantasyonun olayı? Aşağıda fermantasyon hakkında en çok merak edilen soruları bulabilirsiniz.

Fermantasyon nedir? 

Fermantasyon milattan önce 221 yılına dayanan bir işlemdir. Çinde başlayıp kısa sürede Japonya’dan Avrupa’ya yayılıp, tüm insanlık tarafından yeni gıda saklama yöntemi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Fransız kimyager Louis Pasteur, mayanın fermantasyon ile ilişkisini bulup “fermantasyon” adını veren ilk kişidir.

Fermente gıdalar sağlıklı mıdır?

Fermente gıda tüketmek iki yönden etkilidir: işlevsel ve besinsel. Besinsel olarak bakarsak hücrelerimize vitamin ve enzim sağlarlar. İşlevsel olarak baktığımızda ise fermantasyon sürecinde oluşan yararlı bakteriler sindirim sistemindeki mikrobiyomları direkt olarak etkilerler. Hazır satılan probiyotik ürünlerin bazı yararları olduğu söylense de, yapılan çalışmalara göre fermente gıdalar tüketmenin daha etkili bir yöntem olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada fermente edilmiş sebzelerin içerisinde 10 trilyon yararlı bakteri bulunduğu saptanırken, ek probiyotiklerin içinde ise bu sayı 10 milyon olarak görülmüştür. Ayrıca fermente gıdaların aksine, hazır olarak satılan bu ek gıdaların faydasını belirleyen özelliklerden biri de nasıl paketlenip saklandığıdır. 

Bağırsaklara yararlı mı?

Fermente gıdaların tüketimini büyük ölçüde arttıran bir özelliği de kısa sürede bağırsak sağlığını geliştirmesi ve sindirim sistemini rahatlatmasıdır. Hazımsızlık, ishal, şişkinlik gibi rahatsızlardan şikayetçi ve antibiyotik kullanımından dolayı bağırsaklarındaki bakteri dengesi bozulmuş çoğu hastaya doktorlar tarafından fermente yiyecek ve içecek tüketimi önerilmektedir.

Peki ya enzimler?  

Fermente yiyecek ve içeceklerin mayhoş bir tadı olduğundan tükürük üretimini arttırırlar. Lise yıllarınızdan hatırlarsanız tükürüğün sindirimi başlatan ilk enzim olduğu anımsayabilirsiniz. Fermente gıdaların içerisindeki mikroorganizmalar protein, yağ ve karbonhidratların sindirimini kolaylaştıran enzimler üretirler ve bu da belli başlı sindirim sorunlarında neden fermente yiyeceklerin kullandığının en önemli cevaplarından biridir. 

Ayrıca bu yiyecekler vücudumuzun dışarıdan alınmadığı sürece absorbe etmesinin oldukça zor olduğu mineralleri de içerirler. Eğer bir gıdayı fermente ediyorsanız, bir diğer deyişle içerisinde bulunan vitamin seviyesini arttırıyor ve antioksidan özellikler yüklüyorsunuz demektir.

Yararlı bakterileri vücuda almanın en kolay yolu nedir?

Sorunuzun cevabı olan kombucha günümüzde bazı sağlık marketlerinde bulunabiliyor. Satın alırken birkaç tane alırsanız buzdolabında kolaylıkla muhafaza edebilirsiniz. Birçok insan günlük probiyotik ihtiyacını kombucha ile karşıladığını söylüyor çünkü içerisinde çok az miktarda kafein olmasıyla beraber kola ve soda gibi şeker oranı yüksek içeceklerin aksine kalori oranı da düşüktür. 

Kombucha alkol içerir mi?

Fermantasyon sürecinde doğal yollarla bir miktar alkol üretilir. Kombuchanın alkollü içecek olarak satılmamasının nedeni %0.5’ten daha az alkol içermesidir. Birayla karşılaştırmak isterseniz de biranın içerisindeki alkol oranı yaklaşık %5. 

Kombucha kafein içerir mi?

Kombuchanın aslı çaydır ve çayda kafein bulunur. Üreticiler yeşil, siyah ve çeşitli bitki çayları kullanarak kombucha için fermente sürecini başlatırlar ve bu çayların bir fincanında 25 mg kafein vardır. Kombuchada ise bu oran çok daha az çünkü ilginçtir, fermente sürecinde kafeinin önemli bir kısmı yok olur. Oksijen, çay, maya ve şeker karıştırıldığında doğal olarak kafein oranını azaltan bir kimyasal reaksiyona girerler. Bu olay olurken aynı zamanda probiyotik denilen yararlı bakteriler de oluşur. Sonunda ise kombucha, üretiminde kullanılan çayda bulunan kafeinin yarısını içerir. 

Ne kadar kombucha içebilirim?

Kombuchanın fermente, köpüklü ve bakterili bir içecek olduğunu unutmayın. Günde bir şişe kombucha içmek önerilse de siz ilk önce deneme-yanılma yöntemiyle sindirim sisteminizin bu içeceğe nasıl tepki verdiğine bir bakın. Her kombucha markası farklı malzemelerden yapılmış olacağından içerik kısmını okumanızı tavsiye ederim. Eğer doğal olarak kombucha fermentesi sırasında oluşmuş probiyotikleri aldığınızdan emin olmak istiyorsanız gözleriniz marketlerde “ham” kombucha arasın çünkü öbür türlü içindeki bakterileri yok edene kadar kaynattıkları anlamına gelmektedir. 

Bir diğer önerim ise şeker seviyesine bakmak. Fermantasyon işleminden sonra kombuchaya yapay tatlandırıcı eklendiğinden bahsetmiştik, bunlardan kaçının. Organik her zaman iyidir. Hangi fermente yiyeceği ya da içeceği seçerseniz seçin vücudunuza aldığınız besinin size yararlı olduğundan emin olabilirsiniz çünkü binlerce yıldır insanlar tarafından tüketilen yararlı bakterilerle kendinizi ödüllendiriyorsunuz. 

Kombucha ne zaman bozulur?

Bunun da merak ettiğiniz sorular arasında olduğunu tahmin edebiliyorum. Kötü haber ise şu, kombucha sonsuza kadar dayanmıyor. Nasıl şişelendiğine göre altı ila sekiz ay arası açılmadan dayanabilir, demek isterdim ama bu sadece paket üzerinde yazan bir bilgi. Biliyorsunuz imalatçıların ürünler üzerinde son kullanma tarihi bilgisini vermesi zorunlu fakat buna rağmen üreticilerin aklı uzun süreli tarihlerden dolayı hala karışık. 

Bunun nedeni ise yapılan çalışmalarda yiyeceklerin gerçekten bozulmadığını fark edilmesi oldu. Son kullanma tarihi geçmiş yiyeceklerin bir süre sonra tatları ve dokuları değişse de bir anda kokmaya ya da vücuda zarar verecek hale gelmezler, bu da koruyucu katkı maddelerinden dolayı oluyor. Son kullanma tarihi de bu anlama gelir, yani ürünler belirtilen tarih geçse bile kokmaya ve çürümeye başlamaz. Bunun sonucunda ise gıda israfı alıp başını gidiyor çünkü tüketici aslında elinde bozulmamış bir ürün olsa bile paketin üzerinde yazan tarihe göre hareket ediyor. 

Gıda israfı, dünyadaki açlık oranının yüksek olduğu ülkeleri göz önüne alırsak, çok büyük bir problem. Günde ortalama 150.000 ton yiyeceği israf ediyoruz. Bu veriyi ise insanların değil de doğadaki kirlilik oranının bize ulaştırması çok üzücü bir durum. Çürüyen onlarca yiyecek çöp sahalarını tıkıyor ve oldukça güçlü, zehirleyici bir madde olan metan gazını atmosfere yayıyor. Bu olaya çözüm getirmek için de “Son kullanma tarihi” ibaresi yerine “… tarihine kadar kullanılmalı” “… tarihinde kullanın” ifadeleri getirilmesi planlandı. Bu bakış açısıyla insanların uyarılacağı ve çöpe gereksizce atılan gıdaların azalacağı ümit ediliyor. Kısacası son kullanma tarihi geçmiş yiyecekler besin değerlerinin sadece birazını kaybeder ve zarar verici özellikler taşımaz. 

Tamam da kumbacha ne kadar dayanıyor? diyenleri unutmadık. Teneke kutuda satılıyorsa 6 ay, cam şişede ise 8 ay diyebiliriz. Bu da demek oluyor ki bu tarihe kadar hiçbir şekilde besin değeri kaybı, çürüme ya da bozulma olmayacağı garantilenmiştir. Fakat şunu da unutmamak gerekir, paketlerin üzerinde yazan bu tarih açılmamış ürünler için geçerliliğini sürdürür. Tüketici şişeyi açtığı anda ürün hava ile temasa girer ve bu da bozulmaya, çürümeye ve besin değeri kaybına yol açar. Üretici size son kullanma tarihi bilgisini sağlasa da açılmış ürün için herhangi bir garanti veremez. Elinizdeki ürünün tazeliğini sürdürebilmesi için sizin de yerine getirmeniz gereken bazı sorumluluklar var: ürün için değişmeyen belirli bir sıcaklık değeri sağlamak gibi. Sür ve süt ürünleri, et, meyve suları gibi kombucha da buzdolabında saklanmalıdır. Kombuchanın soğuk yerde muhafaza edilmeye ihtiyaç duymasının nedeni mayalanma sırasında oluşan yararlı aktif kültürlerin canlı kalması gerekmesidir. Sıcak bir arabanın içinden dolabınıza girmiş kombucha, mini soğutucu içinde getirilen ile aynı özelliklere sahip olmayabilir. 

Özetlersek kombuchanın son kullanma tarihinde rol oynayan faktörler arasında ne zaman açıldığı ve nasıl muhafaza edildiği vardır. Teneke kutuda satılan kombuchaları hemen tüketmeniz önerilir çünkü teneke kutuyu tekrar kapatamazsınız. Eğer elinizde şişelenmiş kombucha varsa kapağını sıkıca kapatıp tekrar buzdolabına koyduğunuzdan emin olun çünkü böylece hem havayla olan temasını kesecek hem de içeceğinizi soğuk tutmuş olacaksınız.  

Kombucha vegan mıdır?

Vegansınız ve kombucha içip içemeyeceğinizi merak ediyorsunuz. Bu kafanızı karıştıracak bir süreç olabilir, o yüzden sizin için bu konuyu inceleyip, kombuchada neye bakmanız gerektiğini bulduk.

Özünde vegan olmak bitki temelli beslenmek demektir. Bu da demek oluyor ki et, süt ve bal gibi hayvan kaynaklı ürünleri tüketemezsiniz. Vegan kavramı genellikle vejetaryenlikle karıştırılsa da ikisi birbirinden farklı şeylerdir çünkü vejetaryenler sadece et yemezler. Peki siz vegan mısınız vejeteryan mı? Cevabınız kombucha ile ilgili seçiminizi etkileyebilir.  

Geleneksel yöntemlerle üretilen kombucha hem vegan hem vejeteryan olmasına rağmen günümüzde bu iş fabrikalara taşındığından dolayı eğer vegansanız biraz daha fazla araştırma yapmanız gerekebilir. Kombuchanın malzemeleri arasında çay, bakteriler, maya ve şeker olduğunu söylemiştik. Tatlandırıcıların fermantasyondan sonra ya da fermantasyon sırasında çay mayalanırken eklendiğini de biliyoruz. Bu tatlandırıcılar meyvelerden tutun çeşit çeşit botanik şifalı bitkiye kadar uzanıyor ve bu malzemelerin hepsi hem vegan hem de vejetaryen. Eğer üretici kombuchayı tatlandırmak için şeker yerine bal kullanırsa kombucha vegan olmaktan çıkıyor ama vejetaryen kalıyor. 

Aldığınız kombuchanın vegan olup olmadığını şişeyi inceleyerek öğrenebilirsiniz çünkü genellikle “ballı” olarak satılıyorlar. Malzemeler kısmına da bakabilirsiniz ama maalesef bazılarında sadece “doğal tatlandırıcılı” yazıyor. Eğer katı bir vegansanız kombuchanızın her bir malzemesinin kutu ya da şişe üzerinde belirtildiğinden emin olmanızda fayda var. “Doğal tatlandırıcılı” yazması bu ürünün kesinlikle vegan olduğu anlamında gelmemekte çünkü şeker pancarı, bal, akçaağaç şurubu, konsantre meyve suyu, sukraloz gibi çeşitli tatlandırıcılardan herhangi biri kullanılmış olabilir. 

Kombucha glutensiz midir?

Kombucha yıllardır milyonlarca insan tarafından içilmiş ve sevilmiş bir içecek olmasına rağmen günümüzde hala birçok insan bu içeceğin nasıl yapıldığını ya da içinde ne olduğunu bilmiyor. Çölyak hastalığı ya da bir diğer adıyla gluten intoleransı olan insanlar için tükettikleri besinlerin içerisinde gluten olup olmadığını bilmek büyük derecede önemli. 

Her kombucha markası ya da evde mayalanmış kombucha için konuşamasak bile şunu söyleyebilirim: organik çay yaprağından yapılmış ve tahıl bulundurmayan kombucha glutensizdir. 

Araştırmalara göre her 100 insandan 1’i çölyak hastası. Eğer gluten hassasiyetiniz varsa glutenle olan mücadelenin ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Bazı ürünlerin gluten içerdiğini fark etmek kolay olsa da tüm hazır gıdalar için bunu söyleyemeyiz. Çavdar, un, malt ve nişasta gibi ürünlerin hepsi gluten içerir. Gluten neredeyse günlük hayatta tükettiğimiz birçok besin maddesine bulunmakta ve çölyak hastaları bu konuda oldukça dikkatli olmalı.

Keto diyeti ve Kombucha

Keto diyetini uyguluyorsanız ve aklınızda kombucha sizin beslenme şeklinize uyuyor mu yoksa uymuyor mu sorusu varsa cevap vermek pek de kolay değil çünkü bu tamamen kombuchanın nasıl mayalandığına göre değişiyor. İçindekilere baktığınızda şeker yazdığını göreceksiniz. Şeker keto diyetinde tüketilmeyen bir besin ama şeker diye adlandırılan içeriğin arkasında ne olduğu da oldukça önemli.

Kombucha üretilirken şeker kullanıldığını söyleyelim çünkü çayı fermente edebilmek için şeker gerekiyor. Güzel olan şu ki bu şeker yine fermantasyon olayı sırasında maya ve bakteri kültürü tarafından emiliyor, ortaya çıkan son üründe de çok az miktarda şeker kalıyor. Bu durumdayken keto diyetinde kullanılabilir çünkü şeker ve karbonhidrat değeri çok ama çok azdır. 

Kombucha Log

Kombucha Log: Journal for home brewing

Kombucha Log : Ev yapımı Kombucha üretimi adlı kitap ufkunuzu genişletecek. Human Editions tarafından piyasaya sürülen bu rehber, yeni başlayanlar için bulunmaz bir nimet olacak. Kombucha konusunda merak ettiğiniz her şeyi bu kitaptan öğrenebilirsiniz.

Okumaya devam et Kombucha Log

The Noma Guide to Fermentation

The Noma Guide to Fermentation: Including koji, kombuchas, shoyus, misos, vinegars, garums, lacto-ferments, and black fruits and vegetables (Foundations of Flavor)

Fermantasyon için Noma Rehberi adlı kitap, sizler için çok harika bir rehber olacak. David Zilber ve Rene Redzepi tarafından hazırlanan bu kitap sayesinde fermantasyon süreci hakkında ciddi bilgilere sahip olacaksınız. New York Times En Çok Satanlar listesinde yer alan kitap hayatınızda fark yaratacak!

Okumaya devam et The Noma Guide to Fermentation

Kombucha Nedir?

Kombucha 3 Baharatlı 3 Sade 330ml 6'lı Paket

NEDİR BU KOMBUCHA?

Giderek “kombucha” ismini daha çok duymaya başladığımız şu günlerde, yeniden kombuchayı tarif eden bir yazı yazmanın tam da sırası diye düşündük.
Yeni duyanlar için, yeni başlayanlar için bir kombucha özeti olsun 🙂

Okumaya devam et Kombucha Nedir?

DIY Kombucha

DIY Kombucha: 60 Nourishing Homemade Tonics for Health and Happiness Paperback / Rockridge Press

Rockridge Press tarafından piyasaya sunulan Kendin Yap Kombucha: Sağlık ve Mutluluk için 60 Besleyici Ev Yapımı Tonikler adlı kitabı bugün sizlere tanıtacağız. Bu harika kitapta sağlıklı bir yaşam için neler yapmanız ve hangi içecekleri tüketmeniz gerektiğine dair bilgiler yer alıyor.

Okumaya devam et DIY Kombucha

Kombucha Üretim Dergisi

Kombucha Üretim Dergisi

Neil Stolmaker ve Laurie Stolmaker tarafından hazırlanan Kombucha Üretim Dergisi, sizlere bu sağlıklı ve lezzetli içecek hakkında birçok bilgi sunuyor. Eğer Kombucha konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsanız mutlaka bu harika kitabı okumalısınız.

Okumaya devam et Kombucha Üretim Dergisi

Muşmula (Döngel) Bilir misiniz?

https://www.flickr.com/people/allan_harris/

Muşmula, Güneydoğu Asya, Güney Avrupa, Türkiye’nin kuzeyi ve Kafkaslar’da yetişen, irice çalı formunda bir ağacın meyvesi.

Besin Değerleri: 100gr’lık porsiyonda;
– 0.5 gr protein
– 74 gr nem
– 0.1 gr yağ
– 88 kalori
– 1.3 gr lif
– 24 gr karbonhidrat bulunur.
Ayrıca; %15 demir, %5 B vitamini, %4.1 kalsiyum ve %1 protein barındırır.

Okumaya devam et Muşmula (Döngel) Bilir misiniz?

Kombucha Kefir ve Ötesi

Kombucha, Kefir, and Beyond / Alex Levin

Sizinle paylaşmak istediğimiz çok fazla Kombucha içerikli kitap bulunuyor. Bugünkü kitabımız ise oldukça faydalı. Alex Levin tarafından yazılan Kombucha, Kefir ve Ötesi adlı kitapta fermente hakkında birçok bilginin yanı sıra kefir ve kombu çayı hakkında çok şey öğreniyoruz.

Okumaya devam et Kombucha Kefir ve Ötesi

Kombucha

Kombucha – Health&Vitality The homemade recipes

Maya Clark tarafından hazırlanan Kombucha Sağlık ve Canlılık – Ev yapımı tarifler adlı kitap size Kombucha hakkında birçok bilgi sunacak. Eğer Kombucha çayı içmeyi seviyor ve artık bu çayı kendiniz üretmek istiyorsanız mutlaka bu kitabı incelemelisiniz.

Okumaya devam et Kombucha

Hadi bir başlangıç yapalım

Merhabalar,
07 Nisan, Dünya Sağlık Günü’ydü.
Devamında gelen hafta da Dünya Sağlık Haftası olarak geçiyor.

Böyle günler, zamanlar, bizlere bazı şeyleri hatırlatmak için önemli olsa gerek.
Biz de bu hafta vesilesi ile “daha sağlıklı yaşasam…” niyeti ile yola çıkanların önündeki sinsi bir engelden bahsetmek istedik 🙂
İyi biliyoruz bu engelleri, zira çok takıldık, tökezledik, hala da takılıyoruz.
Ama iyi tarafından da bakmayı öğrendik zamanla…

Okumaya devam et Hadi bir başlangıç yapalım

Yeni Başlayanlar Kombucha Kitabı

The Beginners Kombucha Brewing Book – Make Fermented Tea at Home: From starter kit, scoby’s and Supplies to A Healthy Kombucha

Yeni Başlayanlar Kombucha Kitabı – Evde Fermente Çay Yapın: Başlangıç Kitinden Sağlıklı Bir Kombucha’ya adlı kitap, Kombucha dünyasına yeni giren insanlar için bulunmaz bir nimet. Angela Carson ve Gene Madison tarafından hazırlanan bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyoruz. Bu sayede emin olun bu sürece daha kolay alışacak ve evde kendi lezzetli içeceklerinizi rahatlıkla hazırlayabileceksiniz.

Okumaya devam et Yeni Başlayanlar Kombucha Kitabı

Kombucha Nasıl, Ne Zaman İçilir?

Kombucha, bilinen geçmişi en az 2000 yıllık, fermente bir içecektir. Bildiğimiz, kahvaltıda afiyetle içtiğimiz siyah ve yeşil çayın fermente edilmesi ile oluşur.

Bu fermantasyon sırasında ortaya probiyotikler, prebiyotikler, sirke asitleri ve B vitaminleri çıkar. İçimi keyifli, hafif asitli, hafif gazlı kombucha hakkında daha detaylıca bilgi edinmek isteyeni buraya bekleriz.

Bu küçük girizgahtan sonra, bu yazının konusuna geçelim. “Kombucha nedir?”den sonra en sık aldığımız sorular; “Ne kadar içmeliyim?”, “Ne zaman içmeliyim?”, “Gebelikte içilir mi?”, “Emzirirken içebilir miyim?”, “Çocuklar içebilir mi?”

Okumaya devam et Kombucha Nasıl, Ne Zaman İçilir?