Eyvah! Tat-Koku Alamıyorum!

EYVAH! TAT-KOKU ALAMIYORUM!

Beş duyumuzun her biri çok değerli. Görmek, işitmek, dokunup hissedebilmek, tat ve koku alabilmek insanlar için adeta birer nimet… 

Pandemi ile birlikte tat ve koku kaybından oldukça sık bahsediliyor. Bu durum, Covid 19’un yaygın semptomlarından biri… Tıp literatüründe koku duyusunun tamamen kaybolmasına “anosmi”, tat duyusunun kaybolmasına ise “ageusia” adı veriliyor. 

Koku ve tat duyusunun kaybı oldukça önemli. Koku duyusu olmadan yiyeceklerin tadını, bir çiçeğin kokusunu tam anlamıyla alamıyoruz. Kimi zaman da farkında olmadan kendimizi tehlikeli bir durumun içinde bulabiliyoruz. Örneğin, kokuları algılayamazsak gaz sızıntısı, duman veya bozulmuş bir yemeğin kokusunu alamayız ve bunlar oldukça büyük tehlike yaratabilirler.

Çoğu insan için anosmi, soğuktan ya da hastalıktan dolayı ciddi şekilde tıkanmış burnun neden olduğu geçici bir sıkıntı… Ancak yaş ilerledikçe bazı insanlar için bu kayıp sürekli olabiliyor. Virütik hastalıklar sonrasında koku ve tat duyusunun geri gelmesi zaman alabiliyor.

Koku ve tat alma mekanizması

İnsanlarda koku duyusu belirli bir süreçten ibaret… Öncelikle bir kaynaktan (çiçek, yemek kokusu gibi) salınan bir molekülün, burunda bulunan özel sinir hücrelerini (koku hücreleri olarak adlandırılıyor) uyarması gerekiyor. Bu sinir hücreleri daha sonra, kokunun tanımlı olduğu beyne bilgi gönderiyor. Koku molekülleri, yeme veya içme sırasında ağza giriyor ve boğazın arkası yoluyla buruna giderek koku alma duyu nöronlarını uyarıyor. Yiyecek kokuları oldukça önemli çünkü yiyeceklerin lezzetine, aromasına katkıda bulunuyor… 

Burun boşluğu dış ortama maruz kaldığı için koku alma mukozası virüsler, bakteriler, toksik kimyasallar ve alerjenler gibi çeşitli ajanlar tarafından zarara uğratılabiliyor. Diğer yandan bu zararlı dış faktörler, mukozada ikincil hasara neden olabilen konakçı bağışıklık tepkisini de harekete geçirebiliyorlar. Burun tıkanıklığı nedeniyle veya sinir hücrelerinin kendisinde gelişen hasar, bu süreci olumsuz etkileyerek koku kaybına neden olabiliyor. Koku alma nöronları, kendilerini yenileyebilme yeteneğine sahipler… 

Tat ise tat duyusu hücreleri tarafından algılanıyor. Tat duyu hücreleri, tat tomurcuğu adı verilen, 50-60 ila 100 tat duyu hücresinden oluşan tomurcuk benzeri bir yapıya sahip… Dilin farklı taraflarında yerleşik olan bu yapılar, yediğimiz ya da içtiğimiz besinlerin tatlarını anlamamızı sağlıyorlar. Koku alma nöronlarına benzer şekilde, tat alma hücreleri de kişinin yaşamı boyunca yenileniyor…

Koku alma yeteneği, tat alma yeteneğini de etkiliyor. Koku duyusu olmadan, tat alma tomurcuklarımız sadece birkaç aromayı algılayabiliyor ve bu da yaşam kalitemizi etkileyebiliyor.

Covid 19 ve tat-koku kaybı

COVID-19 kaynaklı anosmi için uzmanlar birkaç olasılık olduğunu söylüyorlar. Bunlardan ilki, koku alma duyu nöronlarının bulunduğu koku alma epitelinin yapısına verilen hasar… İkinci olasılık, beyne sinyal transferini sağlayan koku soğancığının zarar görmesi… Üçüncü olasılık ise koku alma sistemini zayıflatabilen enflamatuar bağışıklık tepkisi…

Viral enfeksiyon sırasında metabolik yollarda yaşanan değişiklikler, serbest radikallerin hücre içi seviyelerinin yükselmesine yani oksidatif strese yol açıyor ve bu da lipitlere, proteinlere ve DNA’ya zarar veriyor. Bunun sadece beyin organoidleri için değil, Covid-19 enfeksiyonunun meydana geldiği burun boşluğu da dahil olmak üzere vücudun çeşitli bölgelerinde geçerli olduğu biliniyor. Destekleyici hücreler ve bazal kök hücrelerinde koku alma duyu nöronları bulunuyor. Bu nedenle, önce destek hücrelerde ve ardından duyu nöronlarında meydana gelen iltihaplanma ve yapısal hasar, COVID-19 kaynaklı anosmiye neden oluyor. 

Koku kaynaklarından buharlaşan molekülleri tespit etmek için koku alma reseptörlerinin dış ortama maruz kalması gerektiğini, bu nedenle koku alma duyumuzun, dış patojenler ve kimyasalların tehdidi altında olduğunu söylemiştik. Öte yandan koku alma, hayatta kalmak için vazgeçilmez bir rol oynuyor, bu nedenle de memelilerin koku alma sinir sistemi benzersiz bir yenilenme kapasitesine sahip… Böyle bir yenilenme kapasitesine rağmen, insanlarda nöral koku alma bozukluğu genellikle aylar ila yıllar sürebiliyor ve bazen kalıcı da olabiliyor… Hasara uğramış alanlar yenileninceye kadar, duyulardaki arıza devam ediyor, hasar ne kadar büyük olursa duyuların işlevlerini geri kazanması o kadar uzun sürebiliyor…

Tat alma hücreleri de virüsten etkilenebiliyor. Virüsün hücrelere girmek için bağlandığı reseptörlerden biri olan ACE2, ağız boşluğunda, tat tomurcuklarına tutunabiliyor. Burada çoğaldığında, iltihaplanma ile birlikte hasara, dolayısıyla tat alma duyusunda kayba neden olabiliyor…

Koku eğitimi 

Hayvan modellerini kullanan çeşitli çalışmalar kokulara daha fazla maruz kalmanın, koku alma duyu nöronlarının oluşumunu uyardığını gösteriyor… İnsanlarda yaklaşık 400 farklı koku alıcısı, koku olarak algıladığımız uçucu kimyasal bileşiklerin tespit edilmesine yardımcı oluyor. Bir koku, çok sayıda farklı kimyasal bileşikten meydana geliyor. 

2009 yılında Hummel ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada, koku vericiler kullanılarak yapılan “koku eğitimi”nin, nöral koku alma kaybını iyileştirmede etkili olduğu bildirilmiş. Çalışmada nöral koku kaybı olan 56 hasta iki gruba ayrılmış. Bir gruba 12 hafta boyunca, dört farklı koku (gül, okaliptüs, limon ve karanfil), her biri sabah ve akşam onar saniye süreyle olmak üzere koklatılmış. Diğer hasta grubuna koku alma eğitimi yapılmamış. Yapılan testler, ilk gruptaki deneklerin koku alma fonksiyonunda daha iyi bir gelişme olduğunu göstermiş.

Kollndorefer ve arkadaşlarının 2015 yılında yapmış olduğu bir çalışmada ise 12 haftalık koku alma eğitiminden sonra anosmik hastaların beynindeki değişiklikler incelenmiş. Hastalar altı seçenekten (tarçın, vanilya, portakal, gül, mentol, muz) dördünü seçmiş ve günde iki kez bunları koklamaları sağlanmış. Eğitim öncesi ve sonrasında fonksiyonel MRI taraması yapılmış. Araştırmacılar, eğitimden sonra beyinde, özellikle koku almadan sorumlu beyin merkezlerinde yeni fonksiyonel bağlantılar bulmuşlar. Daha genel bir ifadeyle; koku duyusu bozulduğunda veya tamamen işlevsiz hale geldiğinde beyinde koku duyularının doğru bir şekilde işlenmesini sağlayan bağlantılar bozuluyor. Bu çalışma, koku alma eğitiminin, bu bağlantıların yeniden oluşturulmasına yardımcı olduğunu gösteriyor.

Koku eğitiminde kullanılan koku türleri çoğunlukla 1916 yılında Alman psikiyatrist H. Henning tarafından geliştirilen “koku prizması” esas alınarak seçiliyor. 4 koku üzerinden yapılan eğitimde çiçeksi, meyvemsi, reçineli ve baharatlı olmak üzere 4 farklı karakterdeki koku ile beynimizi uyarmak ve bozulan bu bağlantıların yeniden oluşturulmasına çalışmak hedefleniyor. 

Çalışmalarda en yaygın olarak gül (çiçeksi), okaliptüs (reçineli), karanfil (baharatlı) ve limon (meyvemsi) uçucu yağları kullanılıyor. 2018 yılında yapılan bir çalışmada koku eğitimi için bu dört koku türü kullanılmış ve beyindeki limbik sistem ve talamusta artan bir hacim olduğu görülmüş. 

Yaşın, hasarlı hücrelerin yenilenme hızını etkilediği biliniyor. Yenilenmenin, erken gelişim evrelerinde yüksek olup yetişkin çağlarda düştüğü ve yaş ilerledikçe tamamen durmasa da azaldığı görülüyor.

Temel koku alma eğitimi

Koku eğitimi için 4 farklı uçucu yağ gerekiyor. Çalışmalarda en yaygın olarak gül, okaliptus, karanfil ve limon uçucu yağlarının kullanıldığını belirtmiştik. Dilerseniz koku prizmasına göre meyvemsi, çiçeksi, baharatlı ve reçineli kategorilerinden farklı uçucu yağlar da seçebilirsiniz.

Her bir yağdan ayrı kavanozlara 4-5 damla damlatarak kapaklarını kapatın. Ardından ilk kavanozu açıp sakince nefes alarak uçucu yağı 20-30 sn boyunca koklayın, sırayla her birine aynı işlemi yapın. Sıralamanın öneminin olmadığını da belirtelim. Aralarda 1- 2 dakika dinlenin. Bunun sabah-akşam günde 2 kez, en az 3-6 ay boyunca yapılması öneriliyor.

Viral enfeksiyon sonrası tat alma bozukluğu için, koku eğitimine karşılık gelen bir tat eğitimi yöntemi bulunmuyor. Bununla birlikte uzmanlar, fitokimyasalların antienflamatuar ve antiviral etkileri ile iyileşmeyi kolaylaştırmaya katkıda bulunabildiğini belirtiyorlar.

Uçucu yağların bazı bünyelerde alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini, çocuklar, kronik rahatsızlıkları olan kişiler, hamile ve ileri yaştaki insanların bu konuda mutlaka doktorlarına danışmalarını önemle belirtmek isteriz…

Aromaterapi serimizde koku eğitimine uygun kategorilerde uçucu yağlar mevcut… Tüm uçucu yağlarımız %100 saf olup buhar distilasyonu ya da soğuk sıkım yöntemleriyle elde ediliyor ve bu nedenle içlerindeki değerli bileşenler mükemmel bir şekilde muhafaza edilebiliyor…

Aromaterapi Rehberimizde uçucu yağlar ve sabit yağlar hakkında çok daha fazla bilgi bulabilirsiniz.

Kaynaklar

Sachiko KoyamaKenji KondoRumi Ueha, Hideki Kashiwadani, and Thomas Heinbockel, “Possible Use of Phytochemicals for Recovery from COVID-19-Induced Anosmia and Ageusia”, Int J Mol Sci. 2021 Aug; 22(16): 8912. Published online 2021 Aug 18.

Hummel T., Rissom K., Reden J., Hahner A., Weidenbecher M., Huttenbrink K.-B. Effects of Olfactory Training in Patients with Olfactory Loss. Laryngoscope. 2009;119:496–499. 

Kollndorfer, K., F.Ph.S. Fischmeister, K. Kowalczyk, E. Hoche, C.A. Mueller, S. Trattnig, and V. Schöpf. “Olfactory Training Induces Changes in Regional Functional Connectivity in Patients with Long-Term Smell Loss.” NeuroImage: Clinical 9 (2015): 401–10. 

Gellrich J., Han P., Manesse C., Betz A., Junghanns A., Raue C., Schriever V.A., Hummel T. Brain Volume Changes in Hyposmic Patients Before and After Olfactory Training. Laryngoscope. 2018;128:1531–1536

tisserandinstitute.org

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.